006.01 – Mushaf fihristi İlahi midir?

Çift ve Tek Simetri sistemi Mushaf Fihristi üzerinde çalışmaktadır, Nuzül sıralamasında herhangi bir simetri veya bir olağanüstülüğe rastlanmamıştır. Bu noktada, öncelikle kafalarda soru işareti olarak duran, bir bilimsel zeminde tam olarak açıklanmamış bu konuyu açıklığa kavuşturmamız ve netleştirmemiz gerekiyor. Mushaf Fihristi nasıl oluşmuştur? Mushaf Fihristindeki yapı İlahi referanslara dayanıyor mu? Mushaf Fihristi üzerinde yapılacak çalışmalar ne kadar İlahi referanslara dayandırılabilir? Öncelikle bu sorulara cevap vermemiz uygun olacaktır.

Nuzül sırası, yani Kur’ân sure ve ayetlerinin iniş sırası için bir liste hazırlanmıştır. Listenin küçük bir kısmını aşağıdaki tabloda görebilirsiniz. Listenin tamamını aşağıdaki linkten bulabilirsiniz.

http://www.hakveadalet.com/wp-content/uploads/Nuzul.pdf

Fakat bu listenin üzerinde çok geniş bir ittifak yoktur. Ayetlerin iniş sırası, rivayetlere ve olaylara bağlanarak izah edilmeye çalışılmıştır. Bilimsel olarak kabul edilebilecek bir netlik yoktur. Örnek olarak verilen aşağıdaki listede görebileceğiniz gibi, 7 suredeki ayetler yaklaşık 19 sene gibi bir zamana yayılarak indirilmişlerdir. Sanki büyük bir bulmacanın küçük parçaları gibi, yaklaşık 23 seneye yayılan ve tane tane toplanarak oluşan bir yapıdır Kur’ân-ı Kerim.

Elimizdeki Nuzül sıralamasında matematiksel bir yapı göremiyoruz, fakat Mushaf Fihristi çok ilginç olarak, müthiş bir matematiksel yapıya sahiptir. Bu detayı ilerleyen sayfalarda vermeye çalışacağım. Şimdi Mushaf Fihristinin nasıl oluştuğunu kaynaklardan elde ettiğimiz bilgiler ışığında ele alalım.

Öncelikle, Hz. Peygamberin her yıl Ramazan ayında Hz. Cebrail ile mukabelesinin olduğunu kaynaklar aktarıyor. Bu karşılıklı okuma ve takip etme durumu, sure ve ayetlerin sırasının çok sıkı ayarlandığının ve korunduğunun bir işaretidir. Ayrıca hemen fark ediyoruz ki, Kur’ân ayetlerinin inişi ve denetlenmesi çok sıkı kontrol altındadır. Peygamberin vefat edeceği sene bu mukabelenin iki defa yapılması, olayın ne kadar hassas olduğunun ayrı bir göstergesidir.

Her yıl Ramazan ayında, o zamana kadar nazil olan ayet ve sureleri Hz. Cebrail’in Hz. Peygamber’e, onun da Cebrail’e okumasına arza denir. Arz, arza ve aynı kökten gelen muaraza sözlükte “okumak, ezberden okumak, göstermek, kitapları karşılaştırmak” gibi manalara gelir. Hadislerden öğrenildiğine göre, Allah’ın iki elçisi, Kur’ân-ı Kerîm’i birbirlerine okumak (mukabele etmek) üzere Ramazan ayında her gece bir araya gelmekteydi. (Buhari, Bedʾü’l-vaḥy, 5, Bedʾü’l-ḫalḳ, 6, İstiʾẕân, 43; Müslim, Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 98, 99)

Her yıl bir defa yapılan bu karşılıklı okuma işi Hz. Peygamber’in vefat edeceği yıl iki defa olmuştu. Arza-i ahîre diye anılagelen bu son karşılaştırma Kureyş lehçesiyle yapıldığı için o günden itibaren Kur’ân bu lehçe ile okunmuştur. (İbn Sa‘d, II, 195) [1]

Peygamber Efendimiz (asm) kendisine nazil olan âyet ve sûreleri yanında bulunan sahabelerine okur, sahabeler de onu ezber ederler, bir kısmı da yazardı. Bundan ayrı olarak, Peygamber Efendimizin (asm) vahiy kâtipleri vardı. Bunlar nazil olan âyetleri ve sûreleri özel olarak yazmakla vazifeli idiler.

Gelen âyet ve sûrenin nerede yer alacağı, Kur’ân’ın neresine gireceği de bizzat Peygamberimize (asm) Cebrail (as) vasıtasıyla bildiriliyor, o da vahiy kâtiplerine tarif ederek, gerekeni yaptırıyordu. Böylece Hz. Peygamber (asm)’in sağlığında Kur’ân’ın tamamı yazılmış, nereye neyin gireceği belli olmuştur. Ayrıca Cebrail (as) her Ramazan’da gelir, o güne kadar nazil olmuş âyet ve sûreleri Peygamberimize (asm) yeni baştan okurdu.

Efendimizin (asm) vefatından evvelki son Ramazan’da Hz. Cibril (as) yine gelmiş, ancak bu sefer Kur’ân’ı Peygamberimiz (asm) ile iki sefer okumuşlardı. Birinci sefer Hz. Cibril (as) okumuş, Peygamberimiz (asm) dinlemiş; ikinci seferde ise Peygamberimiz (asm) okumuş, Hz. Cibril (as) dinlemişti. Böylece Kur’ân son şeklini almıştı. [2]

Konu ile ilgili okuduğum diğer kaynaklarda, sure numaralarının sonradan belirlendiği, ayet sayılarının, metin aynı olmakla beraber, sayan kişiler tarafından değişik yorumlar neticesinde farklı sayıldığı dile getiriliyor. Dolayısıyla, sure numaraları ve ayet sayıları üzerine yapılan Kur’ân’ın sayı İ’caz (karşıdakini yapmaktan aciz bırakan şey demektir) çalışmalarının ciddi olarak kabul edilemeyeceğini ve dayanağının olmadığını savunan görüşler var. Fakat aynı kaynaklar, şunları da aktarıyorlar;

“Hz. Peygamber Kur’ân’ı okuduğu zaman tertil üzere okurdu. Ayet başlarında dururdu. Sahabeler de Kur’ân’ı Hz. Peygamberden dinledikleri gibi okumuşlar ve yazmışlardır. İlk Mushaflarda sure isimleri, ayet numaraları harekeler, noktalar ve cüz işaretleri yoktu, daha sonra eklenmiştir.”   “Müslüman bilginler asırlarca Kur’ân’ı harf harf, kelime-kelime, ayet–ayet tetkik etmiş, anlamaya ve anlatmaya çalışmışlardır.”   “Kur’ân ayetlerinin, kelimelerinin veya harflerinin sayılması yeni bir olgu değildir. Bu sahabe döneminde başlamış olup, tabiin döneminde de devam etmiştir.” [3]

Yukarıdaki açıklamalara göre; Hz. Peygamber’in Kur’ân ayetlerinin hangi sırada olduğunu, bizzat okuyarak bildirdiği çok açıktır. Sahabeler de bizzat Hz. Peygamber’den dinledikleri gibi okumuş ve yazmışlardır. Ayrıca, asırlarca Kur’ân’ın harf-harf, kelime-kelime, ayet–ayet tetkik edilmiş olduğu ve Kur’ân ayetlerinin, kelimelerinin veya harflerinin sayılmasının yeni bir olgu olmadığı, sahabe döneminde başlamış olup, tabiin döneminde de devam ettiği net bir şeklide ifade edilmiştir. Dolayısıyla, Sure sırasının ve ayet sıralarının (sure numaralarının, ayet sıra ve sayılarının) Hz. Peygamber’e dayandığını ve sahabelerce aktarıldığını, günümüze kadar da çok titiz bir şekilde korunduğunu açık bir şekilde görmekteyiz.

Tarihi nüshalardan ayetler arasındaki durakları görmemiz ve ayetlerin birbirinden nasıl ayrıldığını anlamamız mümkündür. Sureler ise; başlarında bulunan Besmeleler vasıtasıyla birbirlerinden kolayca ayrıt edilebilirler. Kur’ân’ın tarihi nüshaları çok açık ve net olarak numaralandırmanın temel yapısını göstermektedir.

Bir metin referans vermek için numaralandırılır. Metnin numaralandırılmasında metnin özgün sırasına müdahale edilmez ve metnin önemli, belirgin ayrım noktaları dikkate alınarak numaralandırılır. Dolayısıyla, metnin numaralandırılması son derece açık, bilimsel bir mantığı olan işlemdir. Sureleri Besmele ile ayrılmış olan ve ayetleri arasında durak dediğimiz, Hz. Peygamberin ayetleri okurken durduğu noktalar bulunan bir metnin numaralandırılması ancak bir şekilde olabilir, bunun başka, akla ve mantığa uyan şekli yoktur. Buradan çıkan sonuçta sure numaraları, ayet sırası ve sayıları; Yani Mushaf Fihristi direkt olarak Hz. Peygamberden öğrenilen Kur’ân yapısına bağlıdır ve sonuçta ilahidir. Allah’ın vahiy ettiği bilgidir. Ayrıca, sistemi anlamaya çalışırken kullandığımız yaklaşım tarzı “Tümdengelim” yöntemidir. Kur’ân yazılı olarak elimizde ve biz bütünden detayı çıkarma durumundayız, çeşitli faraziyelerle veya sebep arama isteğiyle sonuca yaklaşamayız, “sistemi niçin böyle kurdun” sorgulaması doğru yaklaşım değildir. Neden? Çünkü sistem elimizdeki gerçek ile uyuşuyor ve çalışıyor. Ayrıca sistemi biz kurmadık, sistemin Kur’ân’da olduğunu keşfediyoruz. Sistem bütünlüğü koruyor. Müdahale hiç de basit değil, bilgi gerekli.


[1] https://sorularlaislamiyet.com/hz-cebrail-ile-peygamberimiz-arasindaki-kurani-hatmetmek-nasil-oluyordu

[2] https://sorularlaislamiyet.com/kuran-i-kerimin-surelerinin-dizilisi-nasil-olmustur-bu-siralamayi-bizzat-peygamberimiz-mi

[3] KSÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi 25 (2015) Yazan: Dr. Ğanim Kadduri el-Hamd  Çeviren: Halil SAĞLAMOĞLU

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*